Cilt için Probiyotikler

Cilt için Probiyotikler

Probiyotiklerin insan sağlığı için birçok yararlı etkisi vardır. Bu konuda yapılmış birçok çalışmanın sonucu, probiyotik içeren gıdaların tüketiminin bağırsak iltihabı hastalığından kaçınmaya, kolesterol ve insülini düzenlemeye, kolon kanseri riskini azaltmaya ve kalsiyum emilimini artırmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Probiyotikler, bazı gıdalarda bulunan canlı mikrobiyal türlerdir; prebiyotikler ise mikrobiyotanın büyümesini destekleyen, sindirilemeyen gıda bileşenleri olarak bilinir. Sinbiyotikler de hem probiyotik hem de prebiyotik içeren ürünlerdir.

Aslında probiyotikler (ve prebiyotikler) gastrointestinal sistemde mikrofloranın homeostazının (Çevresinde gerçekleşen olumsuzluklar karşısında hücrenin kendi dengelerini koruma çabası, değişen koşullarda iç dengenin aktif düzenlemesidir.) korunmasına yardımcı olur. Bu nedenle, patojenik veya istenmeyen mikropların kolonileşmesini önlerler.

Tipik olarak bilinen probiyotik içeren bazı yiyecekler: yoğurt, kefir, ekşi mayalı ekmek, miso, tempeh, lahana turşusu (pastörize edilmemiş), kimchi ve turşu (sirke değil salamura)… Örneğin yoğurt, mide-bağırsak sağlığı için faydalı özelliklerini sağlayan probiyotik bakteri Lactobacillus acidophilus’u içerir.

Gastrointestinal ekosistemini cildimizle kıyasladığımız zaman daha karmaşık ve zengin bir mikroflora çeşitliliği içerdiğini görürüz. Aslında cildin sert yüzeyi birçok mikroorganizmanın yüzeyine yerleşmesini engeller. Bu yüzden cildin mikrobiyotası, homeostazın korunmasında önemli bir rol oynar.

Cilt, yerleşik ve geçici mikrobiyal türler içerir. En yaygın yerleşik türler, Propionibacteria (P. acnes, P. avidum ve P. granulosum), Coagulase-negatif Staphylococci (Staphylococcus epidermis), Micrococci, Corynebacteria ve Acinetobacter’den oluşur. Geçici türlerin bazıları ise Staphylococcus aureus, Escherichia coli, Pseudomonas aeroguinosa ve Bacillus türlerinden oluşur. Yerleşik türler deri üzerinde koloniler kurup çoğalabilmekte, böylelikle yararlı bir ortam sağlamaktadır. Geçici türler ise çoğunlukla cilt yüzeyinde koloniler oluşturamayan ve yararlı olmayan bakterileri ifade eder.

1930’da Stokes ve Pillsbury, bir bireyin duygusal veya stres durumu ile gastrointestinal sağlık arasında bir bağlantı olduğunu ve bunun da cildin sağlık durumunu etkilediğini varsaydı. Bulguları ve teorileri zamanlarının çok ötesindeydi. Günümüzde yapılan son araştırmalara göre anatominin bu üç bölgesi arasındaki ilişkiye ikna edici kanıtlar sağlıyor.

Literatüre göre probiyotiklerin özellikle doğum öncesi ve sonrası dönemlerdeki çocuklarda, atopik dermatitin önlenmesinde etkili olduğunu gösteren çok sayıda bilimsel kanıt vardır. Fakat mevcut atopik dermatitin tedavisinde probiyotiklerin etkili olduğuna dair kanıtlar hala tartışmalıdır ve daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Günümüzde klinik bir ortamda yaygın dermatolojik uygulama olarak kabul edilmese bile egzama, akne vulgaris, yara iyileşmesi ve probiyotiklerle fotokoruma tedavisinde olumlu sonuçlar ortaya koyan çalışmalar da vardır. Bu sonuçlar umut verici olmakla birlikte, bu tür tedavi modaliteleri klinik uygulamaya uyarlanmadan önce daha büyük ölçekli çalışmaların yürütülmesine ihtiyaç vardır.

Kozmetik tedaviler alanında, cildin mikrobiyotasını güçlendirmek için biraz farklı bir strateji olan topikal tedavi kullanılarak başarılı olunabilir. Piyasada oldukça fazla cilt bakım kremleri formunda ve genellikle probiyotik cilt bakımı olarak sınıflandırılan birçok ürün bulunmaktadır. Probiyotiklerin cilt sağlığı üzerindeki yararlı etkilerine ilişkin çalışmaların çoğu oral uygulama yoluyla yürütülürken, topikal uygulamanın da uygulanabilir bir tedavi yöntemi olduğuna dair gittikçe artan bilimsel bulgular vardır. Gelecekteki çalışmalar, probiyotiklerin topikal ve oral uygulamasının etkisindeki farklılıkları aydınlatmaya yardımcı olacaktır.

Cilt üzerindeki probiyotik etki mekanizmasının kesin mekanizması bilinmemekle birlikte, probiyotiklerin, deri hücrelerinin üst üste gelen kötü huylu mikropları (bakteriyel girişim olarak bilinir) tespit etmesini önleyen koruyucu bir bariyer oluşturabileceği öne sürülmüştür. Böyle bir durum, keratinositlerin ve Langerhans hücrelerinin bağışıklık sistemi ile iletişimini engelleyebilir ve bağışıklığın tepki göstermesine engel olabilir. Probiyotiklerin antimikrobiyal özelliklere sahip olduğu ve antibiyotikler gibi geleneksel tedavilere alternatif olarak kullanılabileceği de belirtilmiştir. Ayrıca probiyotiklerin immüno-modüle edici etkileri – muhtemelen keratinositlerin immün tepkisi sinyalleme davranışı üzerindeki etkilerinden daha fazladır – normalde iltihaplanma, kızarıklık ve tahrişe neden olan bağışıklık reaksiyonlarını azaltmaya yardımcı olur.

Kaynak: thecosmeticchemist.com

430 Kez Okundu

Elif Nur Doğan

1998 Ankara doğumluyum. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde bir yıl ingilizce hazırlık eğitimi aldım. Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü lisans öğrencisi, aynı zamanda Genç Kimyacılar Topluluğu Sponsorluk Komisyonu Başkanıyım. Sayısal ve sözel veri yönetiminde başarılı, global fikirli, sonuç odaklı ve çalışmaya istekli, liderlik ve iyi iletişim becerilerine sahibim. İlgi alanlarım: Kozmetik kimya, farmasötik kimya, biyokimya ve nanoteknoloji. Kozmetik kimyaya olan ilgimi ve araştırmalarımı ciltbariyerim kullanıcı adıyla instagram sayfamda paylaşmaktayım. Eylül 2020'de, kimyaya olan ilgimi ve bilgimi artırmak, yabancı dilimi geliştirebilmek adına gönüllü olarak İnovatif Kimya Dergisi ekibine katıldım.

You may also like...

WP Twitter Auto Publish Powered By : XYZScripts.com
Kopyalamak Yasaktır!