Aspirin Kanserin Yayılmasını Önleyebilir

Baş ağrılarını azaltmak ve kalp krizlerini önlemeye ilaveten aspirin, kötü niyetli hücrelerin yayılmasını önlediği de düşünülmektedir.

Şaşılacak bir ilaç varsa, bu hiç şüphesiz aspirindir. Söğüt ağacının yapraklarından türetilen bu ilaç, atritten ateşe kadara değişen tedavilerde olduğu kadar, inmeleri kalp krizleri ve hatta bazı kanser türlerini önlemekte de kullanılmaktadır. Bu ilaç dünya genelinde yıllık 120 milyar tablet tüketimine ve oldukça yüksek bir popüleriteye sahiptir.

Son yıllarda bilim insanları, aspirinin kullanılabileceği başka alanlar da keşfettiler, tümör oluştuktan sonra, kanser hücrelerinin vücuda yayılmasını engellemek gibi. Araştırma hala devam etmektedir. Bu araştırmalar, aspirinin bir gün günümüzdeki kanser tedavileri için önemli bir katkı sağlayacağını ima etmektedir.

Bununla birlikte, her ilaca herkes aynı cevabı vermez ve bazı insanlar için bazı ilaçlar düpedüz bir tehlike yaratmaktadır. Araştırmacılar bu sebepten ötürü, aspirinden uzun süreli kullanımda en çok kimin fayda sağlayacağını belirlemek için genetik testler geliştirmeye çalışıyorlar.

Myriad Mekanizmaları

Geçen yüzyılda araştırmacılar, aspirinin prostaglandinler denilen bazı hormonal benzeri maddelerin üretimini engellediğini göstermiştir. Vücuttaki bu prostaglandinlerin üretildiği yere bağlı olarak, ağrı, inflamasyon, ateş veya kan pıhtılaşmasını tetikleyebilirler.

Açıkçası hiçbir insan bu doğal tepkileri sonsuza kadar engellemek istemez. Çünkü özellikle vücuttaki kesiklere, çürüklere, enfeksiyonlara ve diğer yaralanmalara karşı iyileşme sağlıyorlar. Bazen çok uzun süre oyalanırlar ve bu durum insanlara faydadan ziyade zarar verirler. Uzun süren ya da kronik iltihaplanma, kalp krizi ve normal dokularda tekrarlanan hasarlardan dolayı kanser olma riskinin artmasına neden olur. Nihayetinde hasar gören doku, bulunduğu yere ve diğer faktörlere bağlı olarak, koroner arterde damar tıkanıklığı plakası veya vücudun derinliklerinde gizli olan minik bir tümör haline gelebilir. Prostaglandin spigotunu aşağıya çekerek, aspirin her yıl binlerce kalp krizi önler ve muhtemelen önemli miktarda tümör oluşmasını durdurur.

2000 yılında bilim insanları, aspirinin vücuttaki önemli ikinci etki mekanizmasını keşfettiler. İlaç, çözülme adı verilen ve aynı zamanda iltihaplanma atmosferini söndürmeye yardımcı olan moleküllerin üretimini arttırmaktadır. Son zamanlara gelindiğinde araştırmacılar, aspirinin üçüncü bir etki mekanizmasını da keşfettiler. İlaç, kanser hücrelerinin vücuda yayılma veya metastaz yapma kabiliyetine müdahale ediyor. İlginç olarak, bu durumda, ilacın anti-inflamatuar özellikleri oynadığı rolü oynamış gözükmemektedir. Metastaz karmaşık bir süreç olup, bir şekilde karşı karşıya gelmek üzere, tümör hücreleri ve konakçıları arasında belli miktarda işbirliği gerektirir. Bazı habis-kötü- hücreler orijinal tümörden koparılmalı, kan dolaşımına girmek için yakındaki bir kan damarı duvarlarından geçmeli ve vücudun etrafında seyrederken bağışıklık sistemi savunucuları tarafından bulaşmaması için kaçınılmalıdır. Bu eldiveni kurtarmaya çalışanlar, daha sonra başka bir damarın duvarlarını, vücudun farklı bir yerinde geçip orijinal doğum yerlerinden tamamen farklı olan çevre dokularına sokmalı ve büyümeye başlamalıdırlar. Brigham ve Kadın Hastalıkları Hastanesi’nden hematolog Elisabeth Battinelli; kan pıhtılarını tetikleme yeteneği ile daha iyi bilinen trombosit denilen hücrelerin, tümör hücrelerinin yayılmasına izin verilmesinde önemli bir rol oynadığını göstermiştir. İlk malign hücreler, kan damarı duvarı boyunca toplanan trombositlerden gelen bazı kimyasal sinyalleri bir araya getirir. Bununla birlikte, potansiyel bir ihlalin onarımını duvarın içine yönlendirmek yerine, bu yeniden hazırlanmış sinyaller, kanser hücrelerinin bariyerden geçmesini ve kan dolaşımına sızmasını sağlar. Sonra kanser hücreleri, bağışıklık sisteminin devriye gezen nöbetçilerinden saklanmak için kendilerini koruyucu trombosit tabakasında gizlerler. Tümör hücreleri kan dolaşımını uzaktaki bir yere bıraktığında, yeni kan damarlarının gelişimini tetikleyen sözde büyüme faktörleri üretmek için onlarla birlikte gelen trombositleri, şu anki gelişmekte olan ikinci tümörlere besin maddelerini ve oksijeni taşıyan temel yolları öğretirler. Araştırmacılar, farelerin dolaşım sistemlerine, kanser hücrelerinin matestaz sırasında yeni bir ev bulmak için dolaştıklarını gözlemlemek için tümör hücreleri enjekte etmektedirler. Batinelli ve ekibi, fareleri zorlamak için fareleri aspirin ile beslemişlerdir ve ardından habis hücreler enjekte etmişlerdir. Bu araştırmanın sonucunda, bağışıklık sisteminden ayrılan kanser hücrelerinin trombositler tarafından korunmadığı veya kanser hücrelerinin yeni bir lokasyonda büyümesi ve bölünmesi için gereken büyüme faktörlerinin üretilmediği keşfedilmiştir. Böylece, aspirin iki şekilde kanserle savaşır: antienflamatuvar etkisi bazı tümörlerin oluşumunu engeller ve antiplatelet özellikleri bazı kanser hücrelerinin yayılma yeteneğini etkiler.

Plateletsi Değiştirme

Aspirin, tek bir bileşiği (örneğin bir prostaglandin) bloke etmek yerine, ilacın tüm kan gruplarını belirli kan hücrelerinin çekirdeklerinde açıp kapattığı görülüyor.

Duke Üniversitesi’nden kardiyolog Deepak Voora ve meslektaşları aspirinin bu daha önce bilinmeyen etkisini daha iyi anlamaya çalışmak için trombositlerden oluşturan megakaryosit hücrelerine bakmışlardır. Karmaşık matematiksel ve farmakolojik araçları kullanarak, megakaryositlerde aspirine yanıt olarak açılan veya kapanan yaklaşık 60 gen tespit etmişlerdir. Tüm bu genetik manipülasyonlar sonucunda: megakaryositler tarafından üretilen trombositler bir araya toplanmamıştır,  bu da muhtemelen kanser hücrelerini kamufle etmesini engellemiştir. Bu nedenle, prostaglandinleri bloke etmenin yanı sıra, aspirin metastaza yanlışlıkla eşlik etmemesi için temelde “trombositleri yeniden bağlar”. Voora, metastazın önlenmesine yönelik aspirine dayalı bir terapinin fizibilitesinin belirlenebilmesi için yürütülmesi gereken çok sayıda temel araştırmanın halen devam ettiğini belirtmiştir. Sonraki adımlar, bu deneylerin büyük, daha çeşitli insan gruplarında teyit edilmesi ve bu aspirine duyarlı genlerin normal işlevlerini daha iyi anlamak üzerinedir. Bu arada, araştırmacılar bir hastanın aspirin kullanmasından fayda sağlayıp sağlamayacağını söyleyebilmesini sağlayacak bir genetik test oluşturmak için yeterli bilgi edinmeyi ummaktadırlar. İdeal olarak, böyle bir test, ilacın en etkili dozunu değil, aynı zamanda kişinin vücudunun ilacın öngörülen şekilde tepki gösterdiğini de belirleyecektir. Aspirinin kardiyovasküler yararı örneğin, pıhtıların kan dolaşımında oluşmasını engellemek için 81 miligram gibi küçük bir doz kullanılmıştır. 325 kişiden oluşan araştırma, aspirin tüketen hastaların yüzde 5’inde pıhtılaşma süreçleri üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını ve %24’lük bir azalma etkisi olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bazı insanlarda ciddi yan etkiler (kanama gibi) de görülebilir. Bu nedenle, hiçbir sorumlu klinik hekim, ilacın günlük olarak alınmasını tavsiye etmez. Bugüne kadar, bir hastanın aspirinin antiklot etkisine karşı dirençli olduğundan emin olmanın pahalı olmayan ve pratik tek yolu, birkaç hafta süren tedaviden sonra kişinin kanını test etmek olup, pıhtı oluşumunun bir zamanlar olduğundan daha uzun sürdüğünü görmektir. Tabi genetik testlerin yapılma olasılığı olursa bu daha iyi olurdu. Harvard Tıp Fakültesi’nden bir epidemiyolog Andrew Chan, “Aspirin için tek bir yolun var olmadığı açık bir şekilde ortaya çıktığı için birinin aspirine cevap verip vermeyeceğini size gösterecek tek bir moleküler test geliştirmek zor” diyor. Başka bir deyişle, araştırmacılar ve hekimler, bir hastanın kardiyovasküler hastalık veya kanser açısından aspirin tedavisinden ne derece yararlanacaklarını belirlemek için birçok farklı geni ve bunların karmaşık etkileşimlerini incelemek zorunda kalacaklardır.

O zamana kadar, bağımsız sağlık uzmanlarından oluşan ulusal bir panel olan ABD Koruyucu Hizmetler Görev Gücü, kardiyovasküler hastalıkları ve kolorektal kanseri önlemek için düşük doz aspirinin yalnızca çok seçkin bir grupta bulunmasını önermektedir. Eldeki delillere göre en çok fayda sağlayanlar 50 ila 59 yaşları arasında en az bir on yıl daha yaşayacak, o dönemde kalp krizi veya inme riski yüzde 10 veya daha fazla olan yetişkinlerdir. 60-69 yaş arası yetişkinler için, görev gücü, bireysel koşullara bağlı olarak seçici bir şekilde aspirin tedavisi önerilmektedir. 50 yaşın altındaki ya da 70 yaşından büyük yetişkinlerde günlük aspirin kullanımının muhtemel zararlarına karşı potansiyel yararları tartmak için yeterli kanıt olmadığına karar verilmiştir. Falls Church, Va’daki Inova Tromboz Araştırma ve Translasyonel Tıp Merkezi direktörü Paul Gurbel’e görekalp krizi ya da inme geçiren hastaların çoğu, ancak, yaşlarından bağımsız olarak düzenli aspirin tedavisinden fayda görüyor olduğunu düşünmektedir. Ve eğer şu anda bir kalp krizi geçiriyor olsanız birçok doktor olası herhangi bir pıhtının hasarını en aza indirgemek için 911/112’yi aradıktan sonra 325 miligram aspirin tableti çiğnemenizi önermektedir. Yine de aspirin bir ömür boyu kötü alışkanlıkları telafi edemez. Sigara kullanmamak, sağlıklı beslenmek, vücudunuzun fiziksel olarak aktif kalması; kalp rahatsızlığı da dahil olmak üzere birçok sağlık sorununun üstesinden gelmek için aspirinden daha etkilidir. Aspirin inanılmaz bir ilaç olabilir, ancak yine de sizi rahatsız eden her şeyin tedavisinde kullanılamaz.

Kaynak : scientificamerican.com

Author

İnovatif Kimya Dergisi aylık olarak çıkan bir e-dergidir. Kimya ve Kimya Sektörü ile ilgili yazılar yazılmaktadır.