Öncelikle yeni bir element yapman lazım! Bu demek oluyor ki çekirdeğinde 100 den fazla proton bulunan, süper ağır olarak bilinen bir element yaratıyorsun.

Periyodik cetvelde bulunan elementlerin büyük çoğunluğu dünya üzerinde doğal olarak bulunur – atom numarası 92 olana kadar. – Bu nedenle 1930 dan beri bilim adamları nükleer füzyonla yenilerini üretmeye çalışıyorlar.

Hafif bir çekirdeğe sahip kalsiyum – 48 genellikle tercih edilir – bir siklotron içerisinde, bizmut vb. Bir hedefe fırlatılmadan önce hızlandırılır.

Eğer şanslılarsa yeni bir süper ağır element elde edilir- bir kaç saniyeliğine olsa bile.

En çok üretilen süper ağır elementlerin atom numaraları 113, 115, 117 ve 118. Ama bu zor olan kısım değil.

Örneğin 113 numaralı atomun üretiminde, Japonya’nın onuruna Nihonyum adı verilen, Riken’deki takımı kanatmaları için yeterli kanıt toplamaları 8 yıllarını almıştı.

115 numaralı elementin, – Moscovyum adı Rus Nükleer Araştırma Enstitüsü kurulduktan sonra – ve 117 numaralı elementin – Tennesin adı Amerika’daki Tennessee eyaletinde bulunan Oak Ridge Ulusal Laboratuvarında üretilmesi sebebiyle verilmiştir. Üretimi de uzun süre almıştır.

Ama 118 numaralı Oganesson’un üretilmesi kadar değil.

Lawrance Berkeley Ulusal Laboratuvar’ında ki bilim adamları ilk olarak Oganessonu keşfettiklerini – nükleer fizikçi Yuri Oganessian’ın onuruna bu isim verilmistir – 1999 da iddaa ettiler.

Sonuç 2 yıl sonra geri çekildi ancak, laboratuvar tekrar üretimi başaramadı.

2006 da Rusya’daki ortak araştırma enstitüsü ve Amerika’daki Ulusal Lawrence Livermore Laboratuvarı’nın ortaklaşa cabaları ile bu dünya dışı zorlu element elde edildi.

Bu dört elementin tümü resmi olarak ocak 2006 da tanındı.

Bir grup araştırmacı yeni bir element buldukları zaman öncelikle bulgularını uluslararası saf ve uygulamalı kimya birimine, çoğunlukla IUPAC olarak bilinen kuruluşa sunarlar.

Burası ağırlık, ölçü birimleri, element isimleri ve sembollerinin standartlaştırılmasından sorumlu organizasyondur.

IUPAC sonuçları doğruladıktan sonra, süper ağır atom avcıları yeni keşfettikleri element için uygun bir isim ve sembol önermek için davet edilirler.

Eğer iki farklı grup ayni elementi keşfederse ne olur? O zaman kim isimlendirir?

Son yıllarda araştırma grupları genellikle yeni elementler üretmek için birlikte çalışmalar yapıyorlar, Moskovyum, Tennesin ve Oganesson da olduğu gibi.

Bu şekilde bir ortak kesif olduğunda, IUPAC grupları ortaklaşa bir isim ve sembol bulmaları için davet eder.

Kraliyet Kimya Topluluğu/Berkeley Ulusal Laboratuvarı’ndaki siklotron (parçacık hızlandırıcı)/yeni bir elementi adlandırma her zaman apolitik bir olay olmamıştır ve ABD ile SSCB soğuk savaş dönemi boyunca bu konu üzerine çekişmişlerdir.

Ancak bu her zaman düşünüldüğü gibi kolay olmayabiliyor. 1960’larda, IUPAC kendini ‘yeni bir elemente isim verme savaşı’ içinde buldu.

Soğuk savaşın en sıcak günlerinde, Lawrance Berkeley Laboratuvarı (Amerika) ve Nükleer Ortak Araştırma Enstitüsü (Rusya) 104 105 ve 106 numaralı elementleri kimin ürettiği ve kimin isim vermesi gerektiği konusunda karışıklık yaşadılar.

1947 de IUPAC bu yükselen anlaşmazlığı sonlandırmak için bir grup isim önermek durumunda kaldı.

Organizasyon eğer bir kesif kanıtlandıysa bunun tek bir isme sahip olması için her iki grubun öneride bulunmasını son kararı IUPAC’ın vereceğini söyledi.

Amerika 104 numaralı elementin Rutherfordiyum olarak isimlendirilebileceğini söyledi ancak Rusya Kurchatovyum olması konusunda ısrarcı oldu.

Bu durum her iki isimde dünyanın farklı yerlerinde ayni anda kullanılmaya başlayınca daha da kotu bir hal aldı. Yaklaşık 30 sene sonra IUPAC sonunda bir adım attı ve iki gruba da anlaşmayı önerdi. Element 104 e Rutherfordiyum adı verildi.

IUPAC Rusya’nın önerisinin uygun olmadığını bu ismin Ihor Kurchatov anısına verildiğine inandı ki bu kişi Sovyet atom bombasının fikir babasıydı ve bu ismin Amerika’nın sinirini zıplatma için verilmek istenmesi ihtimali bir hayli yüksekti.

Ancak Rusya’nın 105 numaralı elemente Dubniyum adi verilmesine, araştırmaların yapıldığı şehre ithafen, izin verildi. Amerika ayrıca 106 numaralı elementin ismi hakkında da övünme hakkına sahip ki sonuç olarak Seaborgiyum adi verilmişti.

2002 de IUPAC 1947 de yapılan önerileri tekrar onayladı. Ayrıca elementlerin isimlendirilmesi konusunda detaylı bir listede yürürlüğe eklendi.

Yeni bir elemente istediğin ismi verebilir misin?  

Hayır. 1700’lü yıllarda bile, kimyagerler standart bir isimlendirme sisteminin gerekliliğini fark ettiler. 1919’a gelindiğinde, IUPAC, elementlerin isimlendirilmesine bazı titizlik getirmek için bir sistem buldu.

Bir araştırma grubu IUPAC’a bir isim önerdiğinde, beş kategoriden birine girmesi gerekir. Yeni elementler, mitolojik kavram veya karakter, mineral, yer veya coğrafi bölge veya bilim adamı ismine ithafen adlandırılmalıdır.

2002’de IUPAC, herhangi bir metalik elementin, ‘ium’ ekiyle bitmesi önerisinde bulundu. Ancak organizasyon, periyodik tabloda grup 16’nın ötesine geçen elementleri keşfeden araştırma grupları için hazır değildi. IUPAC, 2015 ‘de bu kılavuzu revize etti ve 17 no’lu gruptaki yeni elementlerin sonuna ‘ine’ ve 18 no’lu grubunkine ise ‘on’ ile biten ekler getirilmesine karar verdi.

Kurallar oldukça kısıtlı olmasına rağmen bilim adamlarının yeni bir element adlandırırken eğlenmesinin önüne geçmemiştir.

Örneğin Kobalt ismini alman Kobalt cevheri çıkaran madencilerin uydurduğu Kobold adlı hayali bir karakterden gelir.

Başka yaramazlık yapanlarda yok değil. Dedikodulara göre ünlü fizikçi Glenn Seaborg plütonyumun simgesini bulurken bir eşek şakası yaptı. En belirgin seçim ‘Pl’ idi, ancak Seaborg bir çocuğun kötü kokan bir şeyi koklarken çıkardığı ses olan ‘Pu’ yu seçti.

İsmi Olmayan Bir Elemente Ne Denir?

IUPAC önerilen ismi ve sembolü incelediği sırada her yeni ögeye geçici bir isim verir. Bu geçici element ismi atom numarası ile adlandırılabilir. ‘Element 118’ gibi.

Sistematik adı periyodik tabloya yerleştirilmesine rağmen birçok bilim adamı atom numarasına bakar.

Yeni Bir İsim Önerdiğinde Ne Olur?

Bir keşif doğrulandıktan sonra, keşfeden kişilerin IUPAC’ın inorganik kimya bölümüne bir isim ve simge göndermeleri isteniyor.

İnorganik bölüm daha sonra bir taslak öneri derleyip bunu terminoloji, isimlendirme ve semboller üzerine akıcı olarak adlandırılmış bölümler arası komitenin (ICTNS) sekreterine gönderir. Bu rapor daha sonra 15 bağımsız uzmana ve diğer ICTNS üyelerine gönderilir. Komite jürileri önerilen ad ve sembolü, beş ay süreyle istişare süreci için halka sunmadan önce değerlendirir. Kategorileri adlandırmanın dışında komite önerilen adın ve sembolün diğer uygunluk kriterlerini de yerine getirdiğini kontrol eder. İlk kontrol ettikleri şey ise önerilen element isminin ve simgesinin hali hazırda kullanılıp kullanılmadığıdır.

Karar verme süreci tamamlandıktan sonra inorganik kimya bölümünün başkanı nihai önerisini IUPAC komitesine gönderir. Bir sorun çıkmaz ise konsey adı ve sembolü onaylayacak ve Pure and Applied Chemistry dergisinde yayınlayacaktır.

Bu süreç birkaç yıl sürebilir. Ancak yeni kurallar sayesinde IUPAC başka bir ‘elemente isim verme savaşı’ durumunu önleyecektir.

Kaynak : chemistryworld.com

Haberi Çeviren : Sinan Yener

Üniversite : Mersin Üniversitesi (Lisans Öğrencisi)

Bölüm : Kimya Mühendisliği

Mail : sinancanyener@gmail.com

Not : Haberlerin dergi yönetimi ile çevirene haber verilmeksizin yayınlanması, kopyalanması, kendi web sitenize eklenmesi kesinlikle yasaktır.  Bir yerde yayınlamayı düşünenler iletisim@inovatifkimyadergisi.com adresine ve de haberi çeviren arkadaşımıza mail atarak durumu belirtmeleri gerekmektedir.

İnovatif Kimya Dergisi aylık olarak çıkan bir e-dergidir. Kimya ve Kimya Sektörü ile ilgili yazılar yazılmaktadır.
×
İnovatif Kimya Dergisi aylık olarak çıkan bir e-dergidir. Kimya ve Kimya Sektörü ile ilgili yazılar yazılmaktadır.