Irwin Allan Rose

Irwin Rose, Brooklyn, New York’ta dünyaya geldi. Ancak Irwin 13 yaşındayken, 1939 yılında, erkek kardeşinin sağlık sorunlarından ötürü, annesi ve kardeşiyle, Spokane, Washington’a taşındı. Bu taşınmayla birlikte, Irwin ve erkek kardeşi, babalarını iş ile alakalı durumlardan dolayı geride bırakmak zorunda kaldılar. Artık babalarıyla görüşmeleri çok seyrek oluyordu. Anneleri ise bir şirkette sekreterlik yapıyordu. Irwin ve kardeşi de bu şartlar altında, buradaki devlet okulu hayatına ayak uydurmaya çalışıyorlardı.

Annesi, Ella Greenwald, Macar kökenli bir aileden geliyordu ve Amerika doğumluydu. Babası, Harry Rose ise Rus kökenli bir aileden geliyordu. İki aile de seküler Yahudi ailelerdi. Irwin ve erkek kardeşi de büyükbabalarını memnun etmek için Yahudi okulunda da biraz vakit geçirmişlerdi.

Yazları yerel hastanede çalışıyordu, çoğunlukla da psikiyatri bölümünde. İleride medikal sorunlara çözüm bulmak isteyişi de bu zamanlarda aklında yer etmişti. Ailesinde kimse kariyer olarak bilimsel araştırma yapmayı seçmemişti. Dayısı sanatçı, amcası ise avukattı. Ailesinde bu konuda yol gösterici tavsiye alabileceği kimse yoktu.

Üniversite hayatına Washington Devlet Üniversitesi’nde başladığında, en ilgisini çeken konu beyinin çalışma mekanizmasıydı. Fakat bu konu pratik isteyen ve oldukça karmaşık bir konuydu. Üstelik üniversitede nörobiyoloji dersi de yoktu. Irwin’in ilk doktora tezi DNA’ya beslenmenin etkisini araştırmak üzerine oldu. Bunun için fareler üzerinde deneyler yaparak, onlara B12 diyeti uyguladı ve değişimi gözlemlemeye çalıştı. Fakat yaptığı araştırmalar sonucunda, DNA yapısının beslenmeden bağımsız olduğu sonucuna vardı.

Sonrasında, Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparken, yeni bir tez konusu bulması gerekiyordu ve bu arada vakit kaybetmekten de çok kaygılıydı. Bu sebeple üniversite birinci sınıfta aldığı biyokimya dersinin notları arasından bir konu seçti: Koli form (E. Coli) bakteriyofajı sentezinde nükleik asit bileşenlerinin kökeninin tayini. Bu çalışması için, yeni yeni kullanılabilir olmuş olan C-14 radyoizotopunu kullanarak deoksisitidin’in, kendisinin öncü ribonükleositi olan sitidin’den üretildiğini kanıtladı.

Mezun olduğunda, Yale Üniversitesi’nden Peter Reichard, Irwin’e gelecekteki amacını sorduğunda, kariyerinin ilk yıllarında olan Irwin, kahramanlık göstereceği bir konu üzerinde çalışması gerektiği endişesine kapılmamıştı. Irwin’in ilgisini çeken şey, enzimolojinin prensipleri hakkında daha fazla şey öğrenmekti. Enzimatik reaksiyonların mutlak stereokimyası ve bunun mekaniğinin tayininin önemini saptamak üzerine çok uzun zaman çalışmalarda bulundu.

Western Üniversitesi’nde C. E. Carter ve New York Üniversitesi’nde Severo Ochoa ile yaptığı doktora çalışmalarından sonra, 1955 yılında Yale Üniversitesi’nde Biyokimya dalında öğretim görevlisi olma şansına erişti. Bu sene yaşadığı bilimsel birçok gelişmenin yanında, asıl zirve gelişme, yüksek lisans öğrencisi olan Zelda Budenstain’a yaptığı evlilik teklifi oldu. Zelda’nın annesi, Zelda 5 yaşındayken eşini kaybetmişti, o zamandan beri duldu. Evlenmelerinin ardından Zelda’nın annesi, Irwin ve Zelda ile birlikte yaşadı. Çok sevgi dolu ve yardımsever bir kadın olmasının yanı sıra, Zelda’nın dört çocukla birlikte akademik kariyerine devam edebilmesinde de etkisi çok büyük olmuştu.

1954-1963 yılları arasında, Yale’de, yaptığı en ilgi çekici çalışma, enzimler arası proton aktarımı ile ilgili yaptığı çalışma idi. Devam eden yıllarda da enzim yapısı ve fonksiyonu, asit-baz kimyası, aminoasit zincirleri, biyomedikal gelişmeler, enzimlerin her katalitik devirden sonra kendilerini sıfırlamaları, glikoz parçalanmasının kontrolü, hücresel protein bozunmasında ATP’nin rolü gibi birçok konuda araştırmalarını sürdürdü ve çok önemli yollar kat etti.

2004 yılında, ‘ubikuitin (bir çeşit protein) vasıtasıyla protein bozunmasının keşfi’ konusuyla, Aaron Ciechanover ve Avram Hershko ile birlikte kimya dalında Nobel Ödülü sahibi oldu. Bu ödülü kazandıran çalışmanın konusu kısaca şöyle idi: Hücrelerimizdeki en önemli proses protein üretimidir. Ancak proteinler ayrıca bozunabilmelidirler de. Irwin ve diğer iki bilim insanı bir protein çeşidi olan ubikuitinin (ubiquitin) bu konuda özel bir misyonu olduğunu gösterdiler. Protein bozunmaya uğrayacağı zaman, ubikuitin molekülü kendini proteine bağlıyor ve bir anahtar görevi görerek proteazoma giriyor ve böylece oluşan protein kompleksi, diğer proteini küçük parçalara ayırıyordu. Bu keşif hücredeki diğer maddelerin inşasında da kullanılabilirdi.

2 Haziran 2015 tarihinde hayata gözlerini yuman Irwin, hayatının son yıllarında da hala bilimle ilgileniyor, birçok bilimsel yayını takip ediyordu. Ölümünün ardından kendisi ile ilgili ‘Doğanın nasıl çalıştığını anlamaya çalışan kişi.’ diye bahsediliyor.

İnovatif Kimya Dergisi aylık olarak çıkan bir e-dergidir. Kimya ve Kimya Sektörü ile ilgili yazılar yazılmaktadır.
×
İnovatif Kimya Dergisi aylık olarak çıkan bir e-dergidir. Kimya ve Kimya Sektörü ile ilgili yazılar yazılmaktadır.