Biyoçeşitlilik Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya ve Yapılan Bu Araştırma Çözüm Olabilir

Biyoçeşitlilik Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya ve Yapılan Bu Araştırma Çözüm Olabilir

Fotoğraf: Hedeflenen önlemler, Père David Geyiği (Elaphurus davidianus) dahil olmak üzere çeşitli canlı türün neslinin tükenmesini durdurmaya yardımcı olabilir, ancak biyolojik çeşitliliği korumak aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleyi, kirliliği azaltmayı ve sürdürülebilir gıda sistemlerini geliştirmeyi gerektirmektedir.

Biyoçeşitlilik, son kitlesel yok oluştan bu yana görülmemiş bir oranda azalma göstermektedir. Ancak Birleşmiş Milletler’in türlerin, ekosistemlerin korunması, 2020 yılına kadar yok olmayı yavaşlatmak ve nihayetinde durdurmak için uyguladığı on yıllık plan başarısız oldu. Aichi Biyoçeşitlilik Hedefleri olarak bilinen bu 20 hedefin çoğuna ulaşılamadı.

Aichi hedefleri, BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi adı verilen uluslararası bir anlaşmanın parçasıdır ve üye devletler başarısızlıkla sonuçlanan hedeflelerin yerine yenilerini belirlemektedir. Halihazırda 2020 sonrası Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (GBF) olarak anılan ve belirlenmekte olan yeni hedefler söz konusu ve belirlenen hedefler bu yaz Çin’in Kunming kentinde Conference of the Parties’in(COP15) ikinci bölümünde kabul edilecek. Toplantının her yıl olduğu gibi Mayıs ayında yapılması gerekiyordu ancak birkaç ay ertelenmesi söz konusu. Hedeflerin belirlenmesi ve çerçevenin sonuçlandırılması; dünyanın önde gelen biyoçeşitlilik uzmanlarıyla çalışan hükümet temsilcilerine bağlı olacak. Ancak biyoçeşitlilik uzmanlarının bilgi ve önerilerinin yanı sıra sosyal bilim araştırmacılarından, özellikle de kuruluşların ve hükümetlerin nasıl çalıştığını inceleyen bilim dallarında çalışma gösteren araştırmacılardan gelecek olan girdiler, hedeflere ulaşmak konusun da başarı şansımızı arttıracaktır.

GBF’nin bir taslağı geçen Temmuz ayında yayımlandı. 2030 yılına kadar biyolojik çeşitlilik kaybı oranını yavaşlatmayı hedefliyen plana göre; 2050 yılına kadar biyoçeşitlilik “değerlendirilecek, korunacak, restore edilecek ve akıllıca kullanılacak, ekosistemin sunduklarını koruyarak(sürdürülebilir kılınacak), sağlıklı bir gezegen kurarak sürdürülebilir bir ekosistemle tüm insanlık için gerekli olan ihtiyaçların güvenliği sağlanacak” şeklindedir. Plan, 4 geniş hedef ve 21 ilişkili hedeften oluşmakta. Ana hedefler arasında 2030 yılına kadar kara ve deniz alanlarının %30’unun korunması ve biyoçeşitliliğe zarar veren devlet sübvansiyonlarının yılda 500 milyar ABD doları azaltılması yer alıyor. Genel olarak, hedefler, tarım/ gıda sistemleri, iklim değişikliği, istilacı türler, kirlilik ve sürdürülemez üretim/tüketim dahil olmak üzere biyolojik çeşitlilik kaybına sebep olan uygulamaların her birinin üstesinden gelmek için tasarlanmıştır.

Biyoçeşitlilik konvansiyonun bilim danışma organı, GBF’yi gözden geçiriyor ve hükümetlerin belirlenen hedefleri nasıl yerine getirebileceğine karar vermelerinde yardımcı oluyor. Ancak bilindiği üzere araştırmacılar ve politikacılar 1990’lardan beri biyoçeşitliliğin korunması için çeşitli eylem planları hazırlamış ancak yazılan ve uygulanan bu stratejilerin çoğu, üç temel talepten ikisi üzerinde kalıcı bir etki yaratmayı başaramamıştır. Küresel biyoçeşitliliğin korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılması bu hazırlanan ve uygulanan planların hiçbirinde yer almamıştır.

Bu başarısızlıklardan bazıları yönetim ile ilgilidir, bu yüzden sadece biyolojik bilimlerdeki araştırmacıları değil, aynı zamanda organizasyonları ve hükümetlerin nasıl çalıştığını inceleyen bilim insanlarının da bu tarz çalışmalara dahil edilmesi önemlidir. Farklı disiplinlerin bir arada çalışarak halka ve politikacılara sunduğu planlar hem bilimsel boşlukların hem de örgütsel zorlukların nasıl aşılacağı ve süreç içerisinde nasıl hedeflere ulaşılabilineceği hakkında eksiksiz bir öngörü sunacaktır.

GBF oldukça kapsamlı bir plandır ancak başarıyla gerçekleştirebilmek için, kamu politikası genelinde sistemik bir değişikliğe ihtiyaç duymaktadır. GBF planının bu özelliği hem bir güç hem de bir zayıflıktır. Sistemik değişim uygulanabilirse, gerçek bir değişim olacaktır ancak eğer politik anlamda bu değişiklikler yapılamamışsa bir B planı söz konusu değildir. Bu noktada bazı araştırmacılar bir hedefin veya bir sayının önceliklendirilmesi gerektiğini savunarak; kamuoyuna ve politikacılara gereken değişikliklerin açık ve anlaşılır bir şekilde tanımlanması gerektiğini belirtmiştirler. Aslında biyoçeşitliliğin korunması için belirlenen hedefler “2 °C iklim hedefinin” eşdeğeri şeklindedir. Bu planın geliştirilmesinde yer alan araştırmacıların sunduğu “politik eylemler ve anlaşmalar için toplanma noktası” olarak belirttikleri bu plan da türlerin yok oluşunu tüm büyük gruplarda yılda 20’nin çok altında tutmaktan bahsedilmektedir. Böyle bir kesin hedef elbette bir sonuç verir. Conservation Letters’da yayımlanan bir araştırma 1993’ten beri bu tarz kesin hedeflerle yapılan koruma eylemlerinin 21-32 kuş ve 7-16 memeli neslinin tükenmesini önlemekte başarılı olduğu; bu tarz kesin hedeflerle yapılan çalışmaların başarıya ulaşma olasılığının yüksek olduğu ve herhangi bir koruma eylemi uygulaması olmadan ekosistem/biyosistemde yok olma oranlarının yaklaşık üç ila dört kat daha fazla olacağı bulunmuştur.

Ancak araştırmacıların hepsi, yalnızca bir hedefe öncelik verilmesi gerektiği konusunda hemfikir değil. 23 ülkeden 50’den fazla biyoçeşitlilik araştırmacısından oluşan bir grup, bu haftaki bir politika raporunda türlerle ilgili verilerin eşit olmayan bir şekilde dağıldığına dikkat çekiyor: 10 ülke (çoğunlukla yüksek gelirli ülkeler), türlere ait kayıtlı toplam verilerin %82’sini oluşturuyor(yani yüksek gelirli ülkelerin biyoçeşitlilik korunmasında ön planda olduğunu söyleyebiliriz).

Ayrıca araştırmacılar farklı senaryoların GBF’nin 21 hedefini nasıl etkileyeceğini de modellediler. Hedeflere ulaşabilmenin; sadece birkaç hedef bölgenin ya da türün korunması ile değil tüm alanlarda gerçekleştirilen bir eylemle mümkün olabileceğini buldular. Yalnızca bir veya iki hedefe güçlü bir şekilde odaklanmanın (örneğin korunan alanların genişletilmesi gibi), BM sözleşmesinin amaç ve hedeflere ulaşmakta en büyük etkiye sahip olacağını söylememiz mümkün.

Hükümetlerin böyle entegre bir yaklaşımı benimsemelerini sağlamak oldukça zor çünkü hükümetlerin (aynı zamanda sivil toplum kuruluşları ve işletmelerin) sürdürülebilirlik için aşılması gerekilen zorlukları adım adım çözme eğiliminde olmaları gerekmektedir. Geçen Kasım ayında Glasgow, İngiltere’deki iklim COP’sinde kararlaştırılan eylemler, Uluslar Arası Biyoçeşitlilik COP’sinde kararlaştırılanlardan ayrı eylemlerdir.Bu tarz ülkeler arası farkları görmemiz mümkün çünkü çoğu ülkede farklı devlet daireleri iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik ile ilgilenmektedir.

Biyoçeşitlilik sözleşmesinin bilim danışmanları, tavsiyelerini sonuçlandırmak için Mart ayında İsviçre’nin Cenevre kentinde toplanacak. Bu bilim insanları hükümetlerin sürdürülebilir kalkınma politikalarını uygulamaları için gereken reformları desteklememekte ve bu tarz dayatmalarda bulunmamaktadırlar çünkü bu tarz reform gerektiren değişiklikler bu bilim insanlarının uzmanlık alanlarının ötesinde. Ancak bu tarz bir reform gerekliyse de ilgili bilgiye sahip kişilere danışmak için çok da geç değil.

Geçmişte, BM sosyal bilimcileri görevlendirerek çeşitli çalışmalara imza atmıştır, örneğin; BM Entelektüel Tarih Projesi’nde, BM kurumlarının cinsiyet eşitliği, diplomasi, kalkınma, ticaret ve resmi istatistikleri kapsayan deneyimlerini özetleyen bir dizi (17 adet) çalışma bulunmaktadır. Ancak 2010’da sona eren bu çalışma, bilim ve çevre politikasında neyin işe yarayıp neyin yaramadığını değerlendirmek konusunda yeterli değil. Fakat geçmişte farklı bilim dalları ile yapılan ya da biyoçeşitlilik ile birleştirilmesi gereken sonuçlanmış ya da yapılması gereken araştırmaların bu kadar önemli bir çalışmaya dahil edilmemesi; gelecekte yapılması planlanan çalışmaların öncekilerden farklı bir sonuç getirmeyeceği ve istenilen sonuçların elde edilememesi hala bir risk taşımaktadır.

Kaynak: nature.com

122 Kez Okundu

Nurevşan Gündoğdu

22 Ağustos 1998 Kütahya Emet doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimlerimi Niğde'de bitirdim. 2016 yılında Marmara Üniversitesi Biyoloji bölümüne başladım ve şuan son sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda ISWA Young Professionals Group ve ÜNİHAK üyesiyim. 2019 Şubat ayında bilimdeki gelişmeleri siz kıymetli okuyucularımızla paylaşmak için İnovatif Kimya ailesine katıldım.

Aşağıdaki Haberleri de Okuyabilirsiniz

Kopyalamak Yasaktır!